PÜLÜMÜR BAL FESTİVALİ...
1938 Dersim soykırımından bu yana atalarımıza yoldaş olan dağlarımız, ormanlarımız, ağaçlarımız ve vadilerimiz bugün madencilik faaliyetleri ve enerji projeleri nedeniyle ciddi bir baskı altındadır. Rae Haq inancımızda dağlarımızın, sularımızın, ağaçlarımızın ve ziyaretgâhlarımızın çok özel bir yeri vardır. Bunlar inancımızın, kültürümüzün, yaşam biçimimizin ve toplumsal hafızamızın önemli parçalarıdır.
Bugün Bağıre Sıpi’de yapılan tahribata baktığımızda, sanki insan bedenine yanık naylon damlatılmış gibi dağlarımızın yaralandığını görüyoruz. Hel Dağı’nda yaşanan tahribat da hepimizi derinden üzmüştür. Dersim toplumu geçmişten bugüne ağır acılar ve travmalar yaşamıştır. Atalarımızdan bize kalan, kutsal kabul ettiğimiz ve kendimizi ait hissettiğimiz bu coğrafyanın bugün şirketlerin faaliyetleriyle zarar görmesi, toplumdaki kaygıyı ve duygusal yoğunluğu daha da artırmaktadır.
Ovacık’tan Pülümür’e kadar Dersim coğrafyasının birçok noktasında maden ruhsatlarının verildiğini biliyoruz. Bunun önümüzdeki yıllarda nasıl sonuçlar doğurabileceğini bugünden düşünmek zorundayız. Bir maden projesi başladığında bozulan ekosistemi, kesilen ormanı, kirlenen suyu ve tahrip edilen dağı eski haline getirmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu nedenle zarar ortaya çıktıktan sonra mücadele etmek yerine, daha proje aşamasında hukuki ve toplumsal mücadeleyi güçlü bir biçimde yürütmemiz gerekiyor.
Doğa mücadelesinin zaman zaman ağır bedelleri olduğunu da görüyoruz. Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu tarafından verilen Av. Noyan Özkan Onur Ödülleri kapsamında, Akbelen’de doğa mücadelesi yürüten Av. Esra Işık’ın mücadelesi ödüllendirilmişti. Artvin Cankurtaran’da doğa mücadelesi sırasında yaşamını yitiren Reşit Kibar’ın ailesine de bu onur ödülü verilmişti. Bu örnekler, Türkiye’nin farklı bölgelerinde insanların yaşam alanlarını korumak için ne kadar ciddi bir mücadele yürüttüğünü gösteriyor. Dersim’de de aynı kararlılıkla kendi yaşam alanlarımızı korumamız gerekiyor.
Dersim Barosu olarak biz de üzerimize düşen hukuki sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. TEİAŞ’ın Pülümür Vadisi’nde yürüttüğü çalışmalar sırasında meydana gelen doğa tahribatları nedeniyle Tunceli, Nazımiye ve Pülümür Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurularında bulunduk. Çünkü sahada ağaçların zarar gördüğünü, doğal yapının bozulduğunu ve yapılan çalışmaların vadinin ekolojik bütünlüğü üzerinde ciddi etkiler meydana getirdiğini görüyoruz.
Burada asıl üzerinde durmamız gereken konulardan biri de kamunun sorumluluğudur. Devletin orman sayılan alanları, doğal varlıkları ve ekolojik yaşamı koruma yükümlülüğü vardır. Buna rağmen bugün birçok yerde koruma mücadelesini yöre halkı, barolar, meslek örgütleri, çevre ve ekoloji örgütleri yürütmek zorunda kalıyor.
Oysa kamu kurumlarının görevi, bir tahribat meydana geldikten ve yurttaşlar suç duyurusunda bulunduktan sonra harekete geçmekle sınırlı olamaz. Ruhsatlandırma aşamasından başlayarak etkin denetim yapılması, hukuka aykırı müdahalelerin önlenmesi, ormanların ve doğal alanların korunması ve gerektiğinde idarenin kendiliğinden harekete geçmesi gerekir. Bizlerin sürekli dava açmak, suç duyurusunda bulunmak ve kamu kurumlarını görevlerini yerine getirmeye çağırmak zorunda kalması da üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorundur.
Pülümür’de arıcılık faaliyetlerini ve bölgenin ekolojik yapısını etkileyen Rüzgâr Enerjisi Santrali projesine karşı açmış olduğumuz davada Erzincan İdare Mahkemesince bölgede keşif gerçekleştirildi. Biz de yöre halkıyla birlikte keşfe katıldık ve bölgenin özelliklerini, arıcılık faaliyetlerini ve projenin yaratabileceği etkileri yerinde dile getirdik.
Dersim Barosu olarak RES, GES, HES ve madencilik faaliyetlerini takip etmeye, hukuka aykırılık gördüğümüz yerde dava açmaya, suç duyurusunda bulunmaya ve yöre halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Şirketler ve kamu kurumları karşısında hukuk neyi gerektiriyorsa onu yapacağız. Çünkü bugün müdahale etmediğimiz bir tahribatın sonuçlarını yarın geri çeviremeyebiliriz.
Dersim’de çevre ve ekoloji mücadelesinin önemli bir geçmişi vardır. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren bu mücadele toplumun farklı kesimlerinin katılımıyla büyümüş ve bugüne ulaşmıştır. Ekoloji ve çevre örgütlerinin, yaşam savunucularının, meslektaşlarımızın ve yöre halkının yıllardır verdiği emeğin hakkını teslim etmek gerekir. Bugün burada doğayı konuşabiliyor ve birçok projeye karşı hukuki mücadele yürütebiliyorsak bunda yıllardır emek veren insanların büyük payı vardır. Hepsine teşekkür ediyorum.
Bizim yapmamız gereken bu mücadeleyi daha da büyütmek ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir Dersim bırakmaktır. Çünkü bir dağı, bir ormanı, bir su kaynağını kaybettikten sonra onu geri getirmek her zaman mümkün değildir. Bugün vereceğimiz kararların sonuçlarını bizden sonraki kuşaklar yaşayacaktır.
Pülümür 27. Geleneksel Bal Festivali’nin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Pülümür’ü ve Dersim’i daha güzel, daha yaşanabilir ve doğası korunmuş bir geleceğe taşımak büyük ölçüde bizlerin göstereceği iradeye bağlıdır.
Bu irade Dersim halkında vardır.
Birlikte hareket ettiğimiz, hukuktan vazgeçmediğimiz ve doğamıza sahip çıktığımız sürece bu coğrafyayı koruyabiliriz.
