Hızlı Erişim

Menü

BASIN AÇIKLAMASI

18.12.2015
2096
 
 
 
                                   BASINA VE KAMUOYUNA 


Şırnak'ın Cizre, Silopi ile Mardin'in Nusaybin, Dargeçit ve Diyarbakır'ın Sur ilçesi başta olmak üzere bölgede birçok yerleşim yerinde, günlerdir sokağa çıkma yasakları uygulanmaktadır. Son olarak ta söz konusu ilçelere yönelik, binlerce asker ve polisin katılımı ile operasyonlar başlatılmıştır. Operasyonlar kapsamında şehir içerisinde tanklarla top atışları yapılmakta, ağır silahlar kullanılmaktadır. Siviller ölmekte ve evler tahrip edilmektedir. Operasyonlar öncesi resmi makamlardan gönderilen SMS mesajları ile, bu ilçelerde görev yapan öğretmenlerin ilçeden ayrılmaları ve memleketlerine gitmeleri istenmiştir. Öğretmenlerin zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Önemsenmeyen ve insan yerine konulmayan yerli halk ise, sokağa çıkma yasağı ilan edilerek evlerine kapatılmıştır. Şu an sokağa çıkma yasağının ilan edildiği yerleşim yerlerinde 500 bine yakın insan yaşamakta, daha doğrusu hayatta kalmaya çalışmaktadır. 

Bölgede son yaşanan çatışmalar ve uygulamalar nedeni ile on binlerce insan göç etmeye başlamıştır. Türkiye İnsan Hakları Vakfının (TİHV), 12 Aralık'ta sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili yayınladığı raporu göre: 16 Ağustos - 11 Aralık arasında yedi kentteki 17 ilçede, 52 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş, en uzunu 14 gün (Nusaybin) süren sokağa çıkma yasaklarından, şimdiye kadar 1 milyon 299 bin 61 kişi etkilenmiştir. Ağustos ayından itibaren Diyarbakır'ın sekiz ilçesinde 31 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, Mardin'de 3 ilçede 9 kez; Şırnak'ta 2 ilçede 5 kez; Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde toplam 4, Muş'un Varto; Batman'ın Sason; Elazığ'ın Arıcak ilçelerinde ise 1'er kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. 

İdari kararlar ile alınan sokağa çıkma yasaklarının, hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Keyfi yorumlamalar ile yasakçı, otoriter yöntemler hakim kılınmak istenmektedir. Türkiye' deki mevcut hukuk düzeninde, sokağa çıkma yasağı yetkisi iki durumda öngörülmüştür: Olağanüstü hal ilanından sonra olağanüstü hal idaresine ve sıkıyönetimden sonra sıkıyönetim komutanına bu yetkiler tanınmıştır. 

1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun ilgili maddelerinde sokağa çıkma yasakları açık bir şekilde düzenlenmektedir.  Şu an itibari ile yasal olarak ilan edilen bir OHAL ve Sıkıyönetim kararı bulunmamasına rağmen, bu kanunlarda öngörülen tedbirler, yorumlama ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanılarak  uygulanmaktadır. İl İdaresi Kanunu uyarınca, İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi, valinin ödev ve görevlerindendir denilmekte ve bu hükme dayanılarak, sokağa çıkma yasağı kararları alınmaktadır. Mevcut kanunda bir halkı zorla eve kapatmaya yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. Yorum ile bu tedbirlere başvurulması kanunilik, ölçülülük ve uluslararası kriterlere aykırılık teşkil etmektedir. Mevcut uygulamalardan dolayı önümüzdeki süreçte Türkiye hakkında AİHM' de mahkûmiyet kararları verilmesi muhtemeldir. 

Sokağa çıkma yasağına uymamanın yaptırımı ise, İller İdaresi kanununun 66. Maddesi uyarınca, Kabahatler Kanununun 32. maddesinin uygulanacağı yönündedir. Kabahatler Kanununa göre ise 100 lira para cezası ile, istisnai bazı durumlarda yine adli para cezasına çevrilebilen bir adli yargılamanın olabileceği dile getirilmektedir. Yani sokağa çıkma yasağını, batıda bir vatandaş ihlal eder ise para cezası ile bu sorunu atlatabilmektedir.    

Ancak bölgede bu yasağa aykırı hareket edenlere, güvenlik mensupları tarafından doğrudan ateş edilmekte ve öldürülmektedirler. Ayrıca doğrudan evlere ateş edilmektedir. Bir çok insan evinde hayatını kaybetmiştir. Bu kapsamda binlerce insanın yaşam hakkı tehdit altındadır. En temel yiyecek ihtiyaçlarını gideremeyen insanlar, karşılaştıkları sağlık problemleri karşısında, hastanelere ulaşamamaktadır. Bu şekilde çok ciddi sağlık problemleri yaşayan yaşlı ve hasta insanlar bulunmaktadır. Elektrikler kesilmekte ve haberleşme kısıtlanmaktadır. Ayrıca okullar kapatılmış, öğretmenler bizzat devletin isteği ile bölgeyi terk etmişlerdir. Çocuklar eğitim hakkından mahrum edilmişlerdir. Yaşanan şiddet ortamında binlerce çocuğun maruz kaldığı durum, hayatları boyunca atlatamayacakları travmalara ve psikolojik sorunlara yol açacaktır. Bu koşullarda büyüyen çocukların, yarın devlete karşı olumlu bir bakış açısı taşımayacağı aşikârdır. Bölgenin birçok siyasetçisi ve aydını devlete, sorunun diyalogla çözümüne katkı sunmaya hazır olduklarını, bu fırsatın kaçırılması halinde gelecek nesiller ile diyalog kurmanın çok zor olacağını dile getirmişlerdir. Diyalog için son umutlar tüketilmeden, çözüm ve müzakere sürecine bir an önce geri dönülmeli, somut adımlar ile barış süreci tekrardan başlatılmalıdır. Mevcut gidişatın ve uygulamaların, kamplaşma, ayrışma, düşmanlık ve kin yarattığı ve bu durumun da çok tehlikeli süreçler doğurabileceği öngörülmesine rağmen, siyasi hesaplar, çıkarlar ve siyasi rant uğruna milliyetçi politikalara başvurulmaya devam edilmektedir. 

Başbakan sokağa çıkma yasaklarının genişleyebileceğini dile getirmektedir. Hendekler ve şiddet bahane edilerek, bölge halkını kolektif bir şekilde cezalandırma yöntemlerinden vazgeçilmelidir. Mevcut sorunların şiddet ve güvenlik tedbirleri ile çözülemeyeceğini, 30 yıllık süreç ve hayatını kaybeden 40 bin insan göstermiştir. Hendekler bir sonuçtur. Bu sonuca neden olan gerekçeler ortadan kaldırılmalı, çatışmalı süreç yerine barışın egemen kılınması, tüm Türkiye halklarının çıkarına olacaktır. 

Bölgede sokağa çıkma yasakları ile, insanların, ulusal ve uluslararası hukuk kuralları ile güvence altına alınan en başta yaşam hakkı olmak üzere, eğitim, sağlık, seyahat, mülkiyet, özgürlük ve güvenlik gibi birçok temel hakkı ihlal edilmektedir. Bu uygulamalara bir an önce son verilmeli, hukuk devletine uygun demokratik bir yönetim anlayışı sergilenerek, otoriter, baskıcı, şiddet yöntemlerinden vazgeçilmelidir.   

DERSİM BAROSU