BASIN AÇIKLAMASI

Yeni bir düşman ceza hukuku uygulamasıyla daha karşı karşıyayız. Evrensel insan hak ve özgürlükleri açısından sicili son derece karanlık olan ülkemizin ve onun hukuk sisteminin tarihine, karanlık bir karar daha eklenmiş oldu. İnsanlığın tarihsel birikimi olan değerlere yabancı, muhalif olan her kim var ise onu bertaraf etmenin bir aygıtı olarak çalışan yargı mekanizması, bu kararla,bir kez daha hepimize gözdağı vermek istemektedir.
Demokratik haklarını kullandığı için, iktidarların hedefi haline gelen yurttaşların, evrensel normlarla güvence altına alınmış haklarını savunan avukatlarına kadar uzanan saldırılara geride bıraktığımız yıllarda çokça tanık olduk. ÇHD ve KCK operasyonlarıyla,mesleklerinin zorunlu gereklerini yerine getirdikleri için, avukatların gözaltına alınıp,düşman ceza hukuku uygulamalarıyla tutuklandıklarını gördük. Ülkede o anın muktediri, egemen gücü her kimse, onun çıkarlarının sopası olarak çalışan yargı, toplumsal muhalefetibastırmak için her türlü hukuksuzluğa ve adaletsizliğe başvurmaktan çekinmiyor.
İktidarın ne istedilerde vermedik itirafıyla, gülen cemaatine bağladığı polis ve yargı eliyle ortaya çıkardığı hukuksuzluklar,tüm sonuçlarıyla birlikte, orta yerde durmaya devam ediyor. Hak mücadelesi verdiği için polisin, özel yetkili savcılık ve mahkemelerin hedefi haline gelen birçok Dersimli’nin,savunmanlığını üstlenen meslektaşımızda, bir süre sonra avukatlığını üstlendiği kişilerle birlikte, polis fezlekesinin bir parçası haline getirilmiştir. Polisin muhalif olduğu için fezlekelere kodladığı birçok yurttaşın ve meslektaşın özel yetkili savcılıkça talimat kabul edilip iddianamelerde sanık haline getirildiği, bu iddianamelerin özel yetkili mahkemelerce gecikmeksizin karara dönüştürülüp,tüm hukuksuzlukların noteri görevini layıkıyla yerine getiren ve cemaatin yargıdaki üst kurulu olduğu için,iktidarca değiştirilen 9. Ceza Dairesi’nce onandığı süreci Baro başkanımız ve birlikte yargılandığı Dersimliler vesilesiyle bir kez daha yaşamış olduk.
Önemle ve özellikle altını çizmek isteriz ki; olağanüstü yargılamaların ortaya çıkardığı ağır sonuçların, temel sorumlusu siyasi iktidarın kendisidir. Her ne kadar, defalarca yargıya güvenmediğini ifade etsede, devam eden uygulamalardan anlaşılıyor ki iktidarın temel rahatsızlığı DGM hukuku DEĞİL, bu hukukun, kavgalı olduğu cemaatin elinde olmasıymış. Cemaate teslim ettiği alanlara kendi kadrolarını yerleştirip, bu hukukun kendisine karşı kullanılmasını şimdilik bertaraf etme refleksiyle hareket eden AKP, bütün sonuçlarıyla fiilen yürürlükte olan bu düzeninin üzerine sadece kendi gömleğini giydirerek toplumun hak ve özgürlük taleplerini boğmak istiyor.
İktidarın, kendisiyle aynı fikri paylaşmayan toplumsal kesimlerin kapısına, bir şafak vakti polis fezlekeleriyle dayandığı, meydanlarda sesini yükseltenlere gazla, copla, silahla saldırdığı bir düzenin adının “ileri demokrasi” olmasının kötü bir şaka olduğunu ifade etmek isteriz. Kendi sözünü, çıkarlarını hukuk haline getiren ve kendi doğrularını mutlak doğru sayan bir mekanizmanın ortaya çıkardığı ve çıkaracağı sonuçların adaletle uzaktan yakından ilgisi olmadığı, olamayacağı bu karar vesilesiyle bir kez daha tescillenmiştir.
Siyasi iktidar, bir dönem cemaate teslim ettiği alanları,kendi kadrolarıyla ikame ederek aynı sonuçları kendi eliyle üretmeye devam edecek ve o mekanizmayı tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırmayacaksa toplumsal barış ve özgürlükten bahsetmenin anlamsız kalacağını da bilmelidir.
Yurttaşın adalet beklentisinin yaşam yolunun; adalete dayalı demokratik hukuk düzeninden geçtiği unutulmamalıdır.Bu düzenin temel kurucu bileşkesi olan savunma mesleği ve onun icracıları üzerinde ki baskılar kaldırılmadığı sürece, adaletten bahsetmek olanaksızdır. Zira yurttaşın muktedir olan karşısında, kendisini güvencede hissedebilmesinin koşulu, savunma mesleğinin icracıları olan biz avukatların,mesleğin gereklerini özgürce, hiç bir baskı ve tehdit altında kalmadan yerine getirebilmemize bağlıdır. Bu nedenledir ki, savunmanın iktidar ve onun ortaklarınca her türlü baskılanması temel olarak toplumsal hak ve özgürlüklere verilen bir gözdağıdır. Bu gözdağı şimdi de baro başkanı meslektaşımız hakkında verilen kararla tekrarlanmak istenmektedir.
Baro olarak daha önce yapmış olduğumuz açıklamada da ayrıntılı olarak değindiğimiz üzere mesleki faaliyetlerin, örgüt üyeliğine delil kabul edilip mahkûmiyetekadar vardırılan bu şaibeli ve adaletsiz sürecin bir an önce ortadan kaldırılmasını gerekmektedir.
Evrensel hukuk ilkelerinin hakim olduğu demokratik bir devlette kesinlikle delil olarak kabul edilmesi mümkün olmayacak iddialar ile Baro başkanımıza hapis cezası verilmiştir. Bu kapsamda Baro başkanımızın silahlı örgüt üyeliğinden cezalandırılmasına gerekçe olarak; Müdafisi olmadığı halde, vekâleti olmadan bazı örgüt üyelerinin soruşturmalarında sanıklara hukuki yardımlarda bulunarak yasadışı örgütü sahiplendiği, Dersim il merkezinde gerçekleşen l Mayıs, Newroz vb. bazı etkinliklere katıldığı, basın açıklamalarına iştirak ettiği, il merkezinde gerçekleşen birkaç cenaze törenine katıldığı ve yine örgüt üyesi suçlaması ile yargılanan bazı şahısların soruşturma süreçlerini takip ettiği türünden iddialar ile kendisine 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiştir. Demokratik bir hukuk devletinde özellikle de bir hukuk kurumunun başkanı olan bir Baro başkanına, bu türden iddialar ile silahlı örgüt üyeliğinden hapis cezası verilmesi tam bir hukuk skandalıdır.
Baro başkanımıza verilen ceza aslında tüm Dersim halkına verilmiştir. Zira Baro başkanımızın katılmış olduğu tüm etkinlikler bir bütün olarak Dersim Halkının sahiplendiği eylem ve etkinliklerdir. Baro başkanımızın mesleki faaliyetleri dışında cezalandırılmasının dayanakları 1 Mayıs, Newrozv.b gibi etkinlikler ile 1938 yılında Dersim’de ve 1993 yılında Sivas’ta yaşanan vahşeti kınayan anmalara katılmasıdır. Baro başkanımıza verilen ceza bu yönü ile aslında tüm Dersim Halkına, bu etkinliklere katılan tüm demokratik kamuoyuna verilmiştir.
Dolayısıyla söz konusu yargılama hukuki olmaktan ziyade siyasi ve cezalandırma kastının ön planda olduğu bir yargılamadır. Davaya konu soruşturma, birçokkamu görevlisinin görevden alındığı ve kamuoyundacemaat yapılanmasının üyesi olduğu ileri sürülen,kolluk güçleri ve savcılık makamınca yürütülmüştür. Hapis cezası da tüm kararları hukuken tartışmalı olan ve bu sebeple kaldırılan Özel Yetkili Mahkemeler tarafından verilmiştir. Söz konusu yerel mahkeme kararı da,yine aynı zihniyetin temyiz mercii olan ve hukukiliği, birçok toplumsal davada tartışmalı olan ve 2015 yılı Ocak ayı itibari ile bütün üyeleri farklı dairelerde görevlendirilen Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından alelacele onaylanmıştır.
Savunmanın güvende olmadığı bir toplumda hiçbir yurttaşın güvende olmayacağı açıktır.İnsan hak ve özgürlükleri açısından kabul edilmez sonuçlar doğurduğu gerekçesiyle kaldırılan özel yetkili mahkemece verilen ve bu gün itibariyle cemaatçi olduğu ve bu aidiyetlerle hareket ettiği için dağıtılan 9. Ceza Dairesi’nin onamış olduğu bu karar meşru ve kabul edilir değildir.
Evrensel değerler yerine, kendisine düşman ceza hukuku ilkelerini referans alan bu mekanizmanın ve onun en üst organı olan 9. Ceza Dairesi’nin kararları yok hükmünde kabul edilmelidir.
Sevgili Dersim halkı, Sevgili Dostlar;
Bizler Tunceli Barosu olarak, başta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve ilgili başkaca tüm yerlerin yapmış olduğumuz başvuruları dikkate alarak bu karardan bir an önce döneceğini umut ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı, savunmayı her zaman savunmaya devam edeceğimizi ve adaletsizliğe teslim olmayacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.Basın açıklamamıza desteğini veren tüm kurum ve kuruluşlarımıza, siyasi partilerimiz, emek örgütlerimize, derneklerimiz ve değerli dersim halkına teşekkür ediyoruz….
SAVUNMA SUSTURULAMAZ, SUSTURULAMAYACAK!ADALETSİZLİĞE TESLİM OLMAYACAĞIZ!!!!
