Baromuzun 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Basın Açıklaması
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI
Hepimizin bildiği gibi yarın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Dünyada ve ülkemizde 1977’den beri kutlanmakta olup bu tarih kadın hakları alanında yürütülen mücadelenin simgesel tarihi olmuştur.Bu gün aynı zamanda emek ve dayanışma günü olarak da ifade edilmektedir.Bu vesile ile tüm kadınların kadınlar gününü kutluyorum.
8 Mart 1857 tarihi ile başlayan ve kadınların insanca çalışma ve yaşama koşullarının sağlanmasına yönelik istemlerinin bedeli o gün için hayatlarını kaybetmek olmuştur.Bu gün için de fazla değişen bir durumun olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü aradan yüzyıldan fazla bir zamanın geçmesine rağmen kadının bir birey veya insan olarak sahip olduğu en doğal haklarını kullanmak istediğinde bir dirençle karşı karşıya kalmakta,son yıllarda giderek artan oranda görüldüğü gibi hayatını kaybedebilmektedir.
Türkiye’de kadınların yaşadıkları sorunların başında yaşam haklarının ihlal edilmesi olmak üzere ,cinsel istismar,fiziksel şiddet,psikolojik baskı gibi çok farklı şiddet türleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar.Ve maalesef ulusal ve uluslar arası düzeyde kadınlar lehine kabul edilen birçok yasal düzenlemeye rağmen bu sorunlar varlığını ciddi boyutta devam ettirmektedir.
Türkiye 1985 yılından beri Birleşmiş Milletlerin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine taraftır.Bu sözleşme ile Türkiye; kadın-erkek eşitliğinin tam olarak gerçekleşebilmesi için toplumdaki geleneksel rollerde değişiklik ihtiyacı bulunduğunun farkında olarak kadınlar ve erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklardan eşit olarak yararlanmalannı temin yükümlülüğü altına girmiştir.Bu amaçla 2004 yılında Başbakanlığa bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü yasayla düzenlenmiştir. Bu yasa ile;
Kadına karşı her türlü ayrımcılığı önlemek, kadının insan haklarını geliştirmek, kadını ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda etkin hale getirmek ve eğitim düzeyini yükseltmek amacıyla yapılacak her türlü çalışmaya destek vermek, bu konularda stratejiler geliştirmek, plan ve programları aylık oluşturmak ve temel politikaların belirlenmesine katkıda bulunmak.
Kadına yönelik her türlü şiddet, taciz ve istismarın önlenmesi için çalışmalarda bulunmak; kadının aile ve sosyal yaşamdan kaynaklanan sorunlarının çözümüne destek oluşturmak.
Kadınlara kanunlarla verilen hakların tam ve eşit kullanılabilmesi ve kadın-erkek eşitliğinin toplumsal kalkınma sorunu olarak algılanması amacıyla kamuoyunu bilgilendirmek şeklinde Genel Müdürlüğe birçok görev verilmiştir.
Ancak bu yasal düzenlemelere rağmen Türkiye’de kadınların yaşadıkları sorunlarda bir gerileme olmuş mu acaba? İstatistikler ve neredeyse her gün işlenen kadın cinayetlerinden Türkiye’nin bu konuda yani kadının insan hakları sorununun çözümünde bir gelişme kaydetmediğini ortaya koymaktadır.Kadın cinayetlerinde 2002-2009 yılları arasında %1400 oranında artışın olduğunu gösteriyor.Belirtilen dönem içerisinde ve daha sonraki yıllarda işlenen cinayetlerin sayısına bakıldığında bu cinayetlerin artık bir katliam boyutuna vardığını görüyoruz. Aynı zaman diliminde Türkiye'de hiçbir şeyin oranı kadın cinayetleri kadar artmamıştır. Aynı zaman diliminde çatışma ortamında bile bu kadar çok kurban verilmemiştir.
Devletin, hükümetlerin Anayasal birinci görevi kadın yurttaşlarının da "yaşama hakkını' korumaktır. Gelinen nokta itibarıyla ne yazık ki ülkemizde devlet kadın yurttaşların da birincil insan hakkı olan yaşam hakkını koruyamamaktadır
.Yine kadına karşı şiddet konusunda;
Tüm OECD ve AB ülkeleri arasında kadına yönelik şiddet oranlarının en yüksek olduğu ülke Türkiye'dir.
"BM Kalkınma Programının "Kadın Güçlenme İndeksi' 2009 Raporu'na göre Türkiye 109 ülke arasında sondan 8. sıradadır. Ve son 9 yılda 37 sıra gerilemiştir. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2010 Cinsiyet Uçurumu Raporu'na göre Türkiye 134 ülke arasında sondan yine 8. sıradadır.
Burada dikkatimizi çeken husus şudur: Bu kadar kadın cinayetine rağmen hukuk devleti ve demokratik devlet olduğu Anayasasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti devletinde hükümet yetkililerinin bu soruna sessiz kalmalarıdır.Bu duyarsızlığın demokratik bir hukuk devletinde izahı yoktur.Kadınların ve kadın örgütlerinin beklentisi şu yöndedir.Hükümetin bu konuda bir açıklama yapıp,hiç vakit kaybetmeden bu konuda acil eylem planı oluşturarak,gerekli tedbirlerin alınması yönünde ciddi çalışmalar yapılması,kamuoyuna duyurulması,halkın bilinçlendirılmesidir.
.Ülkemizde kadından ve aileden sorumlu devlet bakanı var,ayrı bir yasa ile Kadının statüsünün belirlenmiş uygulamada kadın –erkek eşitliğinin sağlanması,kadın sorunlarının somut olarak tespit edilip çözülmesi için özel düzenlemeler dahi yapılmıştır. Kadın bakanımızın bu konulara duyarsız kalmasını anlamak mümkün değildir.Acaba mevcut hükümet sessiz kalmakla mevcut erkek egemen anlayışın destekleyicisi olmak taraftarımıdır ve bu anlayışın devam etmesinden yanamıdır.?Eğer egemen anlayıştan yana değilse bir an evvel adım atmak zorundadır.
Tabidir ki kadınların yaşadıkları bütün sorunların çözümünün kısa vadede gerçekleşeceğini beklemek mümkün değildir.Ama kadın sorunun temelinde insan hakları sorunu olduğu gerçeğinden hareketle,toplumda var olan erkek egemen anlayışının ortadan kaldırılmasıyla bu anlayışın ortadan kaldırılmasının ise devletin birinci derecede görevi olduğu,bu başarıldığı takdirde ancak gerçek manada kadın sorunlarının büyük ölçüde çözülmüş olacağına inanıyoruz.
Devlet ,yasama,yürütme ve yargı organıyla eşgüdümlü olarak bir zihniyet devrimi gerçekleştirmek durumundadır.Devlete sığınan ve koruma talep eden kadınların öldürülmemeleri,cinayetin ve tecavüz faillerinin haksız tahrik ve iyi hal indirirmlerinden faydalanmamaları, diğer olası faillerinin bundan cesaret almamaları,kadın kıyafetlerinin bir suçu işlemek için gerekçe olarak ortaya koyan profesörlerin görevlerine devam ettirilmemeleri ve kadınların rencide edilmemeleri için erkek egemen zihniyetin kırılması zorunludur. Aksi takdirde kadınların uğradığı her şiddette,işlenen her cinayette devlet sorumlu olacaktır.Ayrıca şu husus da çok önemlidir.Kız çocuğunu öldüren baba,eşini öldüren erkek,kız kardeşini öldüren abi veya erkek kardeş,sevgilisini öldüren erkek zihniyeti bu ülkede sorgulanmadığı ve mahkum edilmediği sürece sağlıklı bir toplum yapısına sahip olmamız mümkün değildir.Yine sağlıklı ve güvenli bir toplumun oluşturulmasında,kadının ailedeki v e toplumda üstlendiği rolün önemi dolayısıyla kadın sorunlarına duyarlılığın sağlanıp çözümlenmesi son derece önemlidir.
Bu düşünce ve duygularla ve yeni umutlarla tüm kadınların gününü kutlar, bir sonraki 8 mart Dünya Kadınlar Gününün kadınlar için daha mutlu ve daha umutlu olarak geçirmelerini temenni ediyorum
Av. Fatma KALSEN
Tunceli Baro Başkanı
