BASINA VE KAMUOYUNA
Tarih: 5.05.2021| Okunma Sayısı: 1485

BASINA VE KAMUOYUNA

Dersim Baro Başkanlığından İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne yayınlanan "Ses ve görüntü kaydı alınması" konulu 27.04.2021 tarih ve 2021/19 no.lu genelgenin iptali ve yürütmenin durdurulması  istemli dava açıldı

Emniyet Genel Müdürlüğünce 27. 04. 2021 tarihinde yayınlanan "Ses ve görüntü kaydı alınması" konulu genelge ile polislerin görevleri sırasında, görevlerini yapmayı engelleyecek şekilde ses ve görüntü alınmasının vatandaşların özel hayatın gizliliği ve kişisel veri ihlali olduğu, zaman zaman polislerin ve vatandaşların kişilik haklarına veya güvenliğine zarar verecek olması gerekçeleriyle, Emniyet Genel Müdürlüğü personelleri,  görevlerini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin ve durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartlar oluştuğunda adli işlem yapmaları konusunda yetkilendirilmiştir.

Öncelikle belirtmek isteriz ki; Anayasa ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle korunan temel insan hakları ihlallerine yol açacak bu genelgenin iptali hukuk devleti ilkesinin korunması için zorunludur.  Avukatlık Kanunu m.76, Baroların kuruluş ve niteliklerini düzenlemekte olup, yasa baroları "hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak..." amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlamıştır. Yürürlükte olan yasa maddesinin baromuza verdiği görev gereğince hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve koruyabilmek adına  temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı, işbu genelgenin iptali için dava ehliyetimizin bulunduğu da tartışmasızdır. Bu hususta da çok sayıda Danıştay kararı bulunmaktadır.

"....hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunmak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan davacının, dava konusu yönetmeliğin iptalini istemekte ehliyeti bulunduğuna oyçokluğuyla karar verilerek uyuşmazlığın esasına geçildiği..."

(Danıştay 13. Dairesinin 16.04.2014 tarih ve 2011/185 E., 2014/1436K. sayılı kararı)

Genelge, Normlar Hiyerarşisine Aykırı Olup Unsurları Açısından Sakattır.

                     Genelge, yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek, herhangi bir konuda aydınlatmak, dikkat çekmek üzere ilgililere gönderilen yazı, tamim, sirküler olarak tanımlanmaktadır. Tüzük ve yönetmelik Anayasadan kaynaklanır iken, idarenin diğer düzenleyici işlemler arasında yer alan adsız genel düzenleyici işlemler arasında sayılan, genelgeler idarenin genel düzenleme yetkisinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla normlar hiyerarşisi sıralamasında; yayınlanan bir genelgenin Anayasa, taraf olunan uluslararası sözleşmeler,  yasalar, yönetmelikler ve tüzüklerden sonra geldiği ve bunların hepsine uygun olması gerektiği açıktır.

 

               Danıştay da idarenin tüzük ve yönetmelik ismi taşımayan işlemlerle kural koyabileceğini kabul etmekte ancak bu kural koyucu işlemlerin kanun, tüzük ve yönetmeliklerin uygulamasını göstermek üzere çıkarıldıklarını ve bu nedenle kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı hükümler taşıyamayacağını belirterek genelge gibi adsız düzenleyici işlemlerin normlar hiyerarşisindeki yerini yönetmelik altı olarak işaret etmektedir.                "Bilindiği gibi, idare hukukunda normlar hiyerarşisinde yönetmeliklerden sonra gelen genel düzenleyici işlemlerden olan Genelgeler bir Yönetmeliğe dayalı olarak hazırlanır ve Yönetmelik hükümlerine açıklık getirilmek suretiyle uygulamaya geçirilmesi amaçlanır."(Danıştay, 5.D., E.2002/1895, K. 2003/1891, T. 6.5.2003)

                Danıştay 1997 tarihli bir kararında birinci derece idare mahkemesinin, dava konusu işlemi “İdari işlem ve eylemlerin önceden tespit olunan hukuk kurallarına uygun olmasının hukuk devleti anlayışının ve hukuka uygunluk ilkesinin bir gereği olduğu, bu ilkenin doğal bir sonucu olarak bütün idari işlemlerin hukuken geçerli bir sebebe dayanması ve yasalarda belirlenen esaslara uygun suretle tesis edilmesi gerektiği” gerekçesiyle iptal etmesine ilişkin kararını hukuka uygun bularak temyiz isteminin reddine karar vermiştir. (Danıştay 10.D. 09.06.1997 T. E.1997/3314 K.1997/225      

 Söz konusu genelge yetki ve konu unsuru yönünden sakattır.

               İdare hukukunda yetkiler Anayasa ve kanunlardan kaynaklanır. Bu husus Anayasa m.6'da açıkça düzenlenmiştir. İdare hukukunda bir kimseye Anayasa veya kanunla yetki verilmemişse yetki verilmeyen bir konuda idari işlem tesis edilmesi mümkün değildir.  Davalı idare genelge yapma yetkisine sahip olabilir ancak temel hak ve özgürlükleri idari işlemle sınırlama yetkisine sahip değildir. Yine Anayasa temel hak ve özgürlüklerin ancak yasayla sınırlandırabileceğini bunun dahi belli sınırlara tabi tutulduğunu düzenlemiştir.

               Dava konusu genelge de açıkça temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkindir, hatta ihlaline sebep olacak bir amaç gütmektedir. Bu nedenle de yetki unsuru yönünden sakat bir idari işlemdir.

               Yine iptali istenen genelge davalı idarenin genelge düzenleme yetkisi olmayan bir konuyu içerdiğinden, idari işlem konu bakımından da sakattır.

 Söz konusu genelge sebep unsuru yönünden sakattır.

                   Genelgede sebep olarak Anayasa m.20/3' te düzenlenen "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmü ile 6698 Sayılı kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen kişilerin özel hayatının gizliliği ile bu gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesinin cezai yaptırıma tabi olması ve son olarak  2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunun m.13/1-e' ye göre Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri.... eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar." hükümleri gösterilmiştir.  Oysa ki izinsiz bir şekilde ses ve görüntü alınmasının hukuka uygunluk sebepleri bulunmaktadır ancak genelge ile bu durum yok sayılmıştır. Buna göre Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2012/5-1270 E., 2013/248 K, 21.05.2013 tarihli kararına göre; kişinin kendisine karşı işlenmekte olan suça ilişkin delil elde etmek amacıyla yapılan kaydın hukuka uygunluğunu iki koşula bağlamıştır: Bunlar da "bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmaması ve  yetkili makamlara başvurma imkânının olmadığı ani gelişen durumların varlığı" dır. Doktrindeki genel görüşü yansıtan,  temel insan hak ve özgürlüklerinin korunmasını amaçlayan bu kararla Yargıtay, kişilerin mağduru oldukları suç ve haksız saldırı nedeniyle delilleri koruma imkanına kavuşmasını sağlamıştır. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusu olacaktır.

                  Yine kolluk kuvvetinin, görevini yaptığı sırada, suç işlemesinin başka türlü bir kanıtla ispatlanamayacak olması ve sokakta ya da ev baskını sırasında yaşanacak temel bir hakkın ihlalinin ani gelişmesi karşısında yetkili makamlara başvurma olanağının da olmayacağı açıktır. Zira özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin Anayasal ve yasal düzenlemelerle korunan menfaatin istisnaları da yine yasalarla düzenlenmiştir. Genelge yasada belirlenen istisnaları bertaraf etmekte ve açıkça Anayasaya ve yasalara aykırılık teşkil etmektedir.  Ayrıca ses ve görüntü alınmasının polisin görevini ifa etmesine ne şekilde engel olacağı da anlaşılamamaktadır. Gösterilen bu sebebin de gerçek bir sebep olmadığı açıktır             

                Dava konusu genelgenin amacı ise, kolluk kuvvetlerinin, yurttaşlara müdahalesinde keyfiliğin önünü açmak, ölçüsüz ve orantısız güç kullanılması halinde bu durumun tespitini engellemek, olası bir hak ihlali sonucu sanıkların AİHS m.6'da düzenlenen adil yargılanma hakkının, Anayasada m.36'da düzenlenen hak arama hürriyetinin, mağdur ve müştekiler için ayrıca AİHS m.13' te düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlalinin kanıtlanmasını engellemektir. Burada da genelgenin amaç bakımından da sakat olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

  Söz konusu genelge amaç unsuru yönünden sakattır.

               Tüm idari işlemlerin tesis edilmesindeki amaç kamu yararıdır.  Bu nedenle idari işlemin amaç unsuru bakımından idarenin takdir yetkisi bulunmamaktadır. İdari işlemin kamu yararına aykırılığı ortaya konduğu durumunda diğer unsurlarda herhangi bir sakatlık olmasa da idari işlemin iptali gündeme gelecektir.

 

                Dava konusu genelgede gösterilen amacın, kişilerin özel hayatının korunması, kişisel verilerinin rızaları dışı işlenmesi ve kolluk kuvvetlerinin görevlerini yapabilmesi yer almaktadır. Sıralanan bu amaçların idarenin gerçek görünen amacı olmadığı açıktır. Zira, öncelikle kolluk kuvvetlerinin eylemleri nedeniyle bir hakkı ihlal edilen kişinin kişisel verilerinin açık rıza olmadan işlenmesi KVKK m. 5' te sırlanmıştır. Bunun yanı sıra TCK kapsamında düzenlenen özel hayatının gizliliği ile bu gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesinin istisnaları da yukarıda da değindiğimiz gibi Yargıtay Ceza Genel Kurulunun çok sayıda içtihadıyla açıkça belirlenmiştir. Zira bir eylemin suç olup oluşturmayacağı genelgelerle düzenlenemez, bu konuda yargı mensubu dahi olmayan kolluk kuvvetlerine taktir hakkı tanınamaz, alınan ses ve görüntünün yasalara aykırı olduğu ve suç teşkil edip etmediği ancak mahkeme kararıyla belirlenebilir.

               Ses ve konuşmaların kayıt edilmesinin suç olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle özel hayat ve özel hayatın gizliliği kavramlarının açıklanması gerekmektedir. TCK m.134’ün gerekçesinde “başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayı” denilmektedir. Buna göre, herkes tarafından bilinebilecek durumdaki olayların ve olaylar esnasında yapılan konuşmaların ses kaydının alınması, özel hayatın ihlali suçunu oluşturmamaktadır.

                Kolluk kuvvetlerinin kötü muamele yasağına aykırı bir eylemi olması halinde bunun  belgelenmesini ve denetimini sağlayan görüntü alınması, bu iddiaların sabit delillerle ortaya konulması devletin etkin soruşturma yapma görevi arasında olup pozitif yükümlülüklerindendir. Dolayısıyla bir yurttaşın gözünün önünde gerçekleşen suça yönelik görüntü almasının engellenmesine ve kolluğu suç işleme konusunda cesaretlendirecek talimatlar  yerine kolluğun suç işlemesinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Demokratik bir hukuk devletinde yetkilerle donatılmış olan kolluk görevinin aynı zamanda şeffaf ve hesap verebilir olması son derece önemlidir.

               Bir kamu hizmeti sunan ve bu anlamda kamu düzenini korumak ve sağlamak maksadıyla çeşitli yetkilerle donatılmış olan ve üstelik bu yetkilerle temel hak ve özgürlüklere kolayca müdahale etme imkânı olan kolluk personelinin de denetlenebilir olması gerekir.

               Genelgede amaçlanan bir kamu yararından değil aksine kolluk kuvvetlerine yönelik özel bir yarardan söz edileceği tartışmasız olup genelgenin amaç unsuru bakımından sakat olduğu da açıktır.  

Genelge İnsan Haklarına Aykırıdır.

               Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 27 Nisan 2021 tarihli "Ses ve Görüntü Kaydı Alınması" konulu genelgesi, Anayasada ve AİHS'te güvence altına alınan barışçıl toplantı ve gösteri yapma özgürlüğüne yönelik kolluk güçlerinin ölçüsüz ve orantısız olacak şekilde keyfi müdahalesinin önünü açmakta bunun yanı sıra  işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edilmesine  sebep olacak ağırlıktadır. Özellikle barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkının kullanan kişilerin kolluk tarafından kötü muameleye uğraması sonucu sokak ortasında görüntü alınmasının genelgede belirtilen yasaların hiçbirine aykırı olmadığı açıktır. Zira sokaklar kameralarla doludur.

                Genelge açıkça barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını kullananlara kolluk tarafından işlenmesi olası olan işkence ve kötü muamele, yaralama ve hatta öldürme suçlarının üstünün örtmeye, suçluların cezasız kalmasına ve suçun görünmez olması sonucuna yol açacaktır. Aynı zamanda yurttaşların gözlerinin önünde yaşanan bir hak ihlaline müdahale hakkı mevcuttur. Zira ceza yargı sisteminde delillerin serbestisi ilkesi mevcuttur. bulunmaktadır. Toroslu ve Feyzioğlu ise ceza muhakemesi sırasında ispat edilecek olayın muhakemeden önce gerçekleşmiş olması, olayların ortaya çıkış zamanı ve şartlarının önceden bilinmemesi gibi nedenlerle ceza muhakemesinde “delil serbestisi” ilkesinin benimsendiğini belirtmektedir.  Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, ancak yaşananlara ilişkin delillerle ortaya konulursa ortaya çıkacaktır. Bu açıdan toplumsal barışın ve güvenin tesisi için toplanacak delillere bir genelge ile engel olmak, sıraladığımız tüm hukuka aykırılıklar dışında bir hakkın sınırlandırılmasına ilişkin kabul edilen sınırlara da aykırı olacaktır. Buna göre genelge ile sınırlanan hak, demokratik toplum gereklerine aykırı, meşru bir amaçtan yoksun, ölçüsüz ve orantısızdır.

               Genelgede ayrıca gazeteciler yönünden bir istisna da belirlenmediğinden, haber takibi yapan gazetecilerinin engellenmesine sebep olunarak hem ifade hem de basın özgürlüğü ihlaline sebebiyet verecektir. Kolluk kuvvetlerinin olası suçların üstünün örtülmesine ve görünmez kılınmasına yol açacak bu düzenlemenin iptali hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.

BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesi bu şekilde başlamaktadır.

Dava konusu idari işlem, Basın ve Haberleşme hak ve hürriyetini de gözetmemiş ve buna ilişkin istisna tarif ya da düzenlemesi ihtiva etmemiştir. Bu haliyle kamuya açık alandaki, kamuyu ilgilendirdiğini düşünen toplumsal olaylarda gerek yurttaşın haberleşme hakkı, gerekse basın emekçilerinin basın özgürlüğü tehlikeye girmektedir. Nitekim genelgenin açıklanmasıyla birlikte kolluk güçlerinin, muhabirler elindeki cep telefonlarını alarak görüntü almalarını engelledikleri ve dayanak olarak dava konusu genelgeyi gösterdikleri, 01.05.2021 tarihinde Ankara Kızılay’daki 1 mayıs gösterilerini haberleştirmek isteyen muhabirlerin yaşadığı olaydır.

               Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesi ise, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarını müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.” şeklindedir.

               Özellikle belirtmek gerekir ki, haber takibi yapan gazetecilerin kolluk kuvveti tarafından engellenmesinin yasal bir dayanağı bulunmamakla birlikte aksine gazetecileri koruyucu hükümler bulunmaktadır. AİHS m.10'da düzenlenen ifade özgürlüğü, Anayasa m.10'da düzenlenen basın özgürlüğü yine Anayasa m.26'da düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, Basın Kanunu m.3'te düzenlenen basın özgülüğü ve bilgi edinme hakkı, genelge ile ortadan kaldırılamaz.

               AİHM, Azerbaycan’da bir gazeteci, muhalif gruplar tarafından politik amaçlarla yapılan izinsiz bir gösterinin muhabirliğini yaptığı sırada, muhabir olduğunu söylemesine rağmen polis tarafından coplanarak darp edilmesi eylemi nedeniyle AİHM, 2012’de polislerin eylemi nedeniyle AİHS’nin 3. Maddesi (İşkence yasağı) ile 10. Maddesinin (İfade özgürlüğü) ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir. ( Najafli/ Azerbaycan, B. No: 2594/07, 2/10/2012) Kötü muameleye ilişkin Azerbaycan devletinin etkili soruşturma yürütmediğini belirten AİHM, "Başvurucunun darp edilmesinin sorumlularının tespit edilmesi görevi, suçu işlediği iddia edilen polis görevlilerinin bağlı olduğu otoriteye verilmiştir. Soruşturma, ilgili polislerin kimliklerinin tespit edilememesi gibi yetersiz gerekçelerle askıya alınmıştır. Son olarak başvurucu, polis memurlarının kimlikleri bilinemediği için hukuk davaları yoluyla etkin bir şekilde tazminat alma olanağından da mahrum bırakılmıştır. Ceza soruşturması bağımsız olmadığı ve etkisiz kaldığı için sorumlu polislerin kimliklerinin belirlenmesi hedefine ulaşılamamıştır. Dolayısıyla bir hukuk davasında davanın yöneltileceği kişilerin belirlenmesi başvurucu için aşılmaz bir güçlük olarak ortaya çıkmıştır." şeklindeki gerekçesiyle de delil yetersizliği nedeniyle devletin sorumluluktan kurtulamayacağını belirtmiştir.

                Anayasa Mahkemesi de 12 Ocak 2021’de Beyza Kural’ın yaptığı başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı, ifade ve basın özgürlüğü  olmak üzere üç temel anayasal hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

               Bunun yanı sıra yine Anayasa Mahkemesi Erdal İmrek' in yaptığı başvuruda da polisin müdahalesinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olduğu belirtilmiş, basın ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Gazetecilerin görevleri esnasında hiçbir surette engellenemeyecekleri üst normlarla düzenlenmişken, genelge ile bu hakların kullanılmasını engellenmesi mümkün değildir.

               İptali istenen genelge doğrudan temel insan hak ve özgürlüklerine ilişkin olup, genelgede sebep olarak gösterilen yasalar eğer "Temel insan haklarına yönelik olan usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla çelişiyorsa çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." Anayasanın açık hükmüdür.  Dolayısıyla yukarıda uzun uzun açıkladığımız normlar hiyerarşisi ve idari işlemde bulunması gereken unsurların denetimi ile genelgenin genel olarak temel insan haklarına aykırı olduğu değerlendirildiğinde iptali gerektiği açıktır.              

               Son olarak açıkça belirtmek gerekir ki iptali istenen genelge "Kanunsuz Emir’ niteliğindedir. Bu genelgenin uygulanması halinde uygulayanlar açısından cezai sorumluluk  doğacaktır. Anayasa madde 137; “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. TCK m.24/ 3 "Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur." şeklindeki düzenlemesi de oldukça açıktır.

AVUKATLIK KANUNU AÇISINDAN :SAVUNMA HAKKI bağlamında ayrıca ifade etmek gerekir ki; “Savunmanın Delil Bulup Kullanması Savunmanın delil bulup mahkemeye sunmasının vazgeçilemez bir hak olduğu, bunun karar verilene kadar yapılabileceği konusunda görüşülen tüm hâkimlerimiz hemfikirdir. Bunun aksinin olması kişinin savunma hakkının elinden alınmasıdır ki bu durum bir insan hakları ihlalidir, Burada belirtilmesi gereken bir diğer husus da savunmanın hakkının zedelenmemesi adına avukatların delil toplaması ile ilgili önlerindeki bürokratik engellerin kaldırılması için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğudur” (KARABULUT, KARAPAZARLIOĞLU, TOSUN, a.g.y, syf. 414).

Görüleceği üzere doktrin, SAVUNMANIN DELİL TOPLAMA HAKKINA dönük böylesi bir müdahaleyi bütüncül insan haklarının bir ihlali olarak görmekle kalmayıp, düzenlemelerin iyileştirilmesini önerirken, dava konusu düzenleme bundan geriye gidiş yönünde bir Anayasa 36. Madde ihlaline delalet etmektedir.

Doktrin aynı makalesinde, bu bağlamda Avukatlık Kanunu’nun yetersizliğine işaret etse de, mer’i 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. Ve 2. Maddeleri ile CMK 271/2 birlikte gözönüne alınarak, avukatın delil toplama hakkı tartışmasızdır. Ancak dava konusu genelge bu yönde de bir ayrım yapmadığından ve uygulamada “belirlilik”, “öngörülebilirlik” ilkelerine cevap vermeyecek bir oran ve sınırsızlıkta “müdahale”/”engelleme” emri içerdiğinden; Avukatın delil toplama yetkisine de yöneldiği, bu itibarla Avukatlık Kanunu’nun lafzı ve amacına da aykırı olduğu görülmelidir.

SONUÇ OLARAK  Açıklanan nedenlerle Emniyet Genel Müdürlüğünce yayınlanan "Ses ve görüntü kaydı alınması" konulu 27.04.2021 tarih ve 2021/19 no.lu  genelgenin İPTALİNE, kolluğun keyfiyetini artıran bu genelgenin temel hak ve özgürlüklere yönelik ihlallere sebebiyet vermeye başladığı ve devam edeceği de açık olduğundan davalı İDARENİN SAVUNMASI ALINMADAN İVEDİLİKLE YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA  karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.05.05 .2021                                           

                                                                    Dersim Barosu Yönetim Kurulu

ETKİNLİK TAKVİMİ

Calendar
Title and navigation
Title and navigation
<<<Eylül 2021><<
Eylül 2021
 PSÇPCCP
36303112345
376789101112
3813141516171819
3920212223242526
4027282930123
4145678910

28.09.2021
AV. KENAN ÇETİN
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.